Yangınlar ve Mücadelelerimizin Geleceği

Son on yıllar politik alanın giderek daraldığı ve kitlelerin, gerek neoliberalleşme gerekse otoriterleşme gibi eğilimler karşısında yaşamları üzerindeki denetimi giderek daha büyük oranda kaybettikleri bir dönem oldu. Kuşkusuz bu dönem, aynı zamanda, kitlesel mücadelelerin bu daralma ve kayıplar karşısında seferber oldukları, bu tarz politikaları işleten hükumetler ile küresel güçleri yer yer sarstıkları, yer yer başarılar yakalayıp yer yer daha şedit baskı biçimleriyle yüzleşmek durumunda kaldıkları büyük toplumsal olaylara da sahne oldu.

Devamını Oku »

Türkiye Weimarlaştı mı?

Bu yazıda amacım karşılaştırmalı faşizm tartışmaları literatürüne akademik bir katkıda bulunmak değil. Bir tarih okuması da yapmıyorum. Ne de bizzat karşılaştırma meselesinin faşizm bağlamındaki işlevleri ya da işlevsizlikleriyle ilgiliyim. Amacım son derece konjonktürel bir soru sormak, bu da akademik sorunsala nazaran kolay olmak bir yana çok daha zor olabilir. Soru şöyle: Türkiye’deki konjonktürel dinamikler, Nazizm öncesi Weimar Cumhuriyeti’ndeki konjonktürel dinamiklerle örtüşüyor mu? Bu sorunun yanıtı, güncel kaygı nesnemizde bir kaymaya, bir bakış açısı değişimine yol açabilir.

Devamını Oku »

Sınıf mı Kimlik mi Sorununa Serbest Vezin Bir Zeyl

Marksizm içinde, uzun yirminci yüzyılı karakterize eden sınıf mücadelesi biçimlerinin yeni yüzyıl eşiğinde gerilemesiyle birlikte, iki kutuplu bir tepki ortaya çıktı. Bir grup Marksist, sözlükçesini yirminci yüzyılda oluşturmuş mücadelelerin imgesine ve dolayısıyla bu sözlükçeye sıkı sıkı tutundu. Marksistlerden ayrılan başka bir grup teorisyen ise, mevcut gerilimi bir kriz olarak adlandırarak 1980-2000 dönümünde yükselişe geçen “kimlik” mücadelelerinin ve sonrasında gelişen toplumsal mücadelelerin yarattığı kesintinin ardından yeni bir sözlükçeye ihtiyaç duyulduğunu ilan etti. Bu sözlükçenin inşa edilmesinde “kesişimsellik” büyük bir rol oynadı ve insanların sadece sınıfsal bir birim olmadığı, ayrıca etnisite, cinsiyet, cinsel yönelim, dini inanç vb. aidiyet veya hasletlerinin de önemli olduğu (haklı olarak) ileri sürüldü. Bu ikinci grup açısından toplum bir ızgaraydı ve özelliklerin bir listesi verildiğinde, bir toplumsal failin ızgaradaki konumu bulunabilirdi: Örneğin Almanya’da işçi, Alman, erkek, heteroseksüel, ateist vb. olabilirdiniz ve bu sizi Almanya’da, tarihin belli bir anında belli bir ayrıcalıklar-dışlanmalar sistemi de olan toplumsal ızgaranın içinde bir yere konumlandırırdı. Ben bu iki hattı sentezleyen üçüncü bir bakış açısı bulmakla ilgiliyim. Bu bakış açısının da ilkinin ruhundan ve ikincisinin ampirizminden beslenmesi gerektiğini düşünüyorum. Öyleyse, öncelikle bu ruh ve ampirizmi ele almak gerekiyor.

Devamını Oku »

İletişime Geçin

Yeni metafizik tartışmaları, güncel metin analizleri ve felsefi incelemeler hakkında görüş, öneri veya katkılarınız için doğrudan yazın.

E-posta Gönder